İştirak nafakası belirlenirken velayet hakkı verilen tarafın bu nedenle emeğinin ve yüklendiği sorumlulukların karşılığı olağan harcamalar da dikkate alınmalıdır.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 2017/16123 E. , 2017/15627 K.

“İçtihat Metni”
MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK (AİLE) MAHKEMESİ

Taraflar arasındaki tedbir nafakası davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacı; davalı ile evlilikleri devam ederken davalı aleyhine tedbir nafakası talepli dava açtığını ve … 1. Asliye Hukuk (Aile) Mahkemesinin 2010/553 Esas, 2011/107 Karar sayılı kararı ile kendisi ve müşterek çocuk için ayrı ayrı 400 TL nafakaya hükmedildiğini, … 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2010/619 Esas, 2011/409 Karar sayılı dosyası ile davalı aleyhine maddi- manevi tazminat istemli boşanma davası açtığını, devam eden bir nafaka davası olduğu için bu davada ayrıca bir nafaka talebinde bulunmadığını, boşanma davasının kabul edilip, müşterek çocuğun velayetinin kendisine verildiğini ve kararın 07.09.2011 tarihinde kesinleştiğini, davalının maddi durumunun çok iyi olmasına rağmen kendisine ve müşterek çocuk Başak’a bakmadığını ileri sürerek; dava tarihinden itibaren kendisi için aylık 1.000 TL yoksulluk nafakasına ve müşterek çocuk için aylık 800 TL iştirak nafakasına karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı; gelirinin giderlerine yetmediğini savunarak davanın reddine karar verilmesini dilemiştir.
Mahkemece; talep nafakaların artırılması olarak değerlendirilmiş ve … 1. Asliye Hukuk (Aile) Mahkemesinin 2010/553 Esas sayılı dosyasıyla hüküm altına alınan tedbir nafakasının, boşanma hükmünün kesinleşmesi ile konusuz kaldığından davacının kendisi için ve müşterek çocuk için açtığı nafaka davasının reddine karar verilmiş, hüküm süresi içerisinde davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Dava; iştirak ve yoksulluk nafakası istemine ilişkindir.
1-Davacıya ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesinde; TMK’nın 175.maddesine göre; boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla, geçimi için diğer taraftan, mali gücü oranında, süresiz olarak nafaka isteyebilir.
Bu bağlamda, yoksulluk nafakasına hükmedilebilmesi için, boşanma hükmünün kesinleşmesi ve nafaka talep eden eşin, boşanmaya neden olan olaylarda, diğer eşe nazaran daha ağır kusurlu bulunmaması gerekir. Eşit kusur halinde, yoksulluk nafakasının diğer koşulları oluşmuş ise yoksulluk nafakası talep edilebilir. Boşanmaya neden olan olaylarda, tamamen veya daha fazla kusurlu olan eş, yoksulluk nafakası talep edemez.
Yoksulluk nafakası boşanma davası içinde ve onun devamı sırasında boşanma ile ilgili hüküm kesinleşinceye kadar istenebileceği gibi boşanma davası sonuçlandıktan sonra harcı verilerek açılmış ayrı bir dava ile de istenebilir. Evliliğin boşanma sebebi ile sona ermesinden doğan dava hakları, boşanma hükmünün kesinleşmesinin üzerinden bir yıl geçmekle zamanaşımına uğrar. (TMK m.178) Yoksulluk nafakası, boşanma davası sonuçlandıktan sonra, bir yıllık süre içinde ayrı bir dava ile de istenebilir.
Tüm bu bilgiler ışığında somut olay irdelendiğinde; yoksulluk ve iştirak nafakası talepli bu davanın 22.05.2012 tarihinde açılmış olduğu, … 1.Asliye Hukuk (Aile) Mahkemesine 2010/553 Esas sayılı dosya ile 14.09.2010 tarihinde açılan davanın tedbir nafakası talepli olduğu ve 01.03.2011 tarihinde kadın ve müşterek çocuk için ayrı ayrı 400 TL nafakaya hükmedildiği, kararın 27/12/2011’de kesinleştiği anlaşılmaktadır.
… 2. Asliye Hukuk (Aile) Mahkemesine 2010/619 Esas, sayılı dosya ile 11.10.2010 tarihinde açılan dava neticesinde 22.06.2011 tarihinde tarafların boşanmalarına, 2009 doğumlu Başak’ın velayetinin anneye verilmesine, davacı kadın lehine maddi ve manevi tazminata hükmolunduğu, kararın boşanma yönünden 07.09.2011 tarihinde kesinleştiği, diğer yönlerden 02.07.2012 tarihinde kesinleştiği, bu dosyada davacı kadının kendisi ve müşterek çocuk için nafaka talebinde bulunulmadığı anlaşılmıştır.
Davada olayları açıklamak ödevi davanın taraflarına; hukuksal nitelendirmeyi yapma ve uygulanması gereken yasa maddelerini belirleyip uygulama ödevi ise hâkime aittir.
Somut olayda, taraflar arasında görülen kesinleşen boşanma davasında davalı erkeğin daha çok kusurlu olduğunun belirlendiği görülmekle, davacının ayrı bir dava ile yoksulluk nafakası istemesinde yasal bir engel yoktur. Mahkemece, işin esası incelenerek sonucuna uygun bir karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile davanın reddi usul ve yasaya aykırıdır.
2-Müşterek çocuğa ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesinde; TMK.nun 182/2.maddesinde; velayetin kullanılması kendisine verilmeyen eşin, çocuğun bakım ve eğitim giderlerine gücü oranında katılmak zorunda olduğu hükme bağlanmıştır.
Velayet kendisine tevdi edilmeyen taraf, ekonomik imkanları ölçüsünde müşterek çocuğunun giderlerine katılmakla yükümlüdür. Diğer taraftan, iştirak nafakası belirlenirken ana ve babanın ekonomik durumları gözönünde tutulmakla birlikte velayet hakkı kendisine tevdi olunmuş tarafın bu görev nedeniyle emeğinin ve yüklendiği sorumlulukların karşılığı olağan harcamaların da dikkate alınması zorunludur.
İştirak nafakası; çocuğun yaşı, eğitim durumu, günün ekonomik koşulları ile genel ihtiyaçlar ve ana babanın mali durumuna göre takdir edilir. Ayrıca, nafakanın takdirinde birlik devam ederken çocuğun alıştığı yaşama şekli de dikkate alınır.
Durumun değişmesi halinde hakim, istem üzerine nafaka miktarını yeniden belirler veya nafakayı kaldırır.
Mahkemece, nafaka takdir edilirken; çocuğun yaşı, eğitimi ve ihtiyaçlarının yanında, ana-babanın gelir durumu da gözetilmeli ve nafaka yükümlüsünün (davalı babanın) gelir durumu ile orantılı olacak şekilde hakkaniyete uygun bir nafakaya hükmedilmelidir.
Tarafların gerçekleşen sosyol-ekonomik durumlarına, müşterek çocuğun yaşı ve ihtiyaç düzeyine, nafakanın niteliği gözetilerek TMK’nın 4. maddesinde vurgulan hakkaniyet ilkesi gereğince, iştirak nafakasına karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Yukarıda 1. ve 2. bentte açıklanan nedenlerle hükmün HUMK’nun 428.maddesi gereğince davacı yararına BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 6100 sayılı HMK’nun geçici madde 3 atfıyla 1086 sayılı HUMK.nun 440.maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren 15 günlük süre içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 09.11.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Yorum (1)

  • Avukatlar| 3 Mayıs 2019

    elinize sağlık çok guzel bir yazı olmuş Yusuf Selçuk Bey. https://avukatlar.info.tr

  • Bir cevap yazın

    E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir